Denizlerin avukatı Halit Çelenk’in kızı yazdı: Konu TİP

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yargılanarak idama mahkûm edildiği THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) davasının avukatlarından olan Halit Çelenk’in kızı Serpil Güvenç, Sol gazetesindeki bugünkü yazısında 1965’lerin TİP’i ve Bağımsız Dış Politika mücadelesini anlattı.

Serpil Güvenç, “Günümüzde Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı savaşan emperyalizmin, bu ülkeyi çevreleme çabalarının bir adımı olarak Finlandiya’yı NATO üyesi yapabilmesi için Türkiye’nin de onayını alması gerekmekteydi. TBMM’de Finlandiya’nın NATO üyeliğine ilişkin oturumda, muhalif bir sesin, tek bir karşı oyun bile çıkmaması, sosyalist, komünist çevrelerde haklı bir tepki yarattı. Bu haberi dinlerken, 1960’lı yıllarda 1. TİP’ in TBMM’de, YÖN çevresinin, MDD (Milli Demokratik Devrim) hareketinin ve 68 gençliğinin ise Parlamento dışında, Türkiye’nin NATO’dan çıkması, ikili anlaşmaların feshi ve askeri üslerin kapatılması, özetle ülke bağımsızlığı konusunda verdikleri etkin ve kararlı mücadeleyi anımsadım. Dün ve bugün arasındaki “parlamenter” ortaklık nedeniyle TİP’in o yıllarda verdiği zorlu uğraşı bir kez daha paylaşmak istedim.” dedi.

YÜKSELİŞE GEÇİŞ

13 Şubat 1961’de sendikacılarca kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin, kısa bir süre sonra Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran’ın partiye katılımı ve Aybar’ın genel başkanlığa seçilmesiyle bir yükseliş dönemine girdiğini kaydeden Güvenç, “İç politikanın yanı sıra özellikle dış politika konularında ülke bağımsızlığını önceleyen cesur ve atak çıkışlarıyla kamuoyunu sarsar. O tarihlerdeki bir kaç önemli olay bu çıkışların nesnel koşularını hazırlamıştır. İlki, Mayıs 1960’ta, İncirlik`ten havalanan bir Amerikan U-2 casus uçağının Sovyet sınırında düşürülmesidir. Ülkedeki Amerikan üslerinin, Türk hükümetlerinin ve Türk genel kurmayının bilgisi dışında Amerikan çıkarları doğrultusunda faaliyet gösterdikleri gerçeğinin açığa çıkmasını sağlar bu gelişme. İkinci olay, 1963’lü yıllarda Türkiye`deki askeri üslerde ülke güvenliği için konuşlandırıldığı düşünülen Jüpiter füzelerinin Küba krizi sırasında hükümetin bilgisi dışında ABD ve Sovyetler arasındaki ikili görüşmeler sonucu sökülmesidir. Üçüncü ve en önemli olay ise yine o tarihlerde Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesinin ABD Başkanının İsmet İnönü’ye yazdığı, “Johnson Mektubu” olarak da anılan mektupla durdurulmasıdır. ABD Cumhurbaşkanı, 12 Temmuz 1947 ikili anlaşmasıyla Türkiye’ye verilen silahların “amaç dışı” kullanılamayacağını vurgulamıştır mektubunda.” diye yazdı.

O SLOGAN

Serpil Güvenç, “Bu olayların geliştiği tarihler de dahil, Türkiye’de dış politika daima “milli bir mesele” sayılmaktadır; bunun anlamı ise tartışılmasının olanaksızlığıdır. 1940’lardan itibaren başlayan ve Türkiye’nin NATO’ya girişi ile birlikte pekişen bu tutum, emperyalizmin, özellikle de ABD emperyalizminin dünya siyasetinin ülkemiz egemen güçlerince ulusal politika olarak benimsenmesidir. En iyi anlatımını Demokrat Parti’nin Dışişleri bakanı Fuat Köprülü’ nün “Atlantik Anlaşması bizim için ulusal bir politikadır” ifadesinde bulan bu siyasal duruş, askeri ya da sivil tüm hükümet programlarda yer alan “NATO ve CENTO’YA” bağlılık sloganıyla somutlaşmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

TİP DURUŞU

Siyaset sahnesindeki tek farklı duruşun, Türkiye sosyalist soluna ait olduğunu belirten Güvenç, . “Milli dış politika” adı altında sürdürülen teslimiyetçi politikayı sorgulayan sosyalistler onun iç yüzünü sergilemiş ve değişmesi için Parlamento içinde ve dışında yoğun bir mücadele vermişlerdir. TİP sözcüleri de Meclis kürsüsünden yaptıkları konuşmalar ve verdikleri soru önergeleri ile bu mücadelenin kamu oyunda tartışılarak boyutlanmasına, kitlelere yayılmasına ve ülkemizde anti-emperyalist akımın güçlenmesine büyük katkıda bulunmuşlardır.” dedi.

Serpil Güvenç şunları yazdı:

TİP Programında Dış Politika

Partinin program ve tüzüğünde, ‘Atatürk’ün dış politikası yani %100 milli ve kıskançlıkla istiklalin korunması politikası’ savunulmaktadır. TİP’ in ‘Yurt ve dünya olaylarını Türk işçi sınıfı ve emekçi halk’ açısından değerlendirdiği ve ‘Onların menfaatlerini savunan, hak ve hürriyetleri için mücadele eden, Kurtuluş savaşı Türkiye’sine yaraşır, kıskançlıkla bağımsız, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı, BM’nin ilkelerine bağlı, barışçı bir dış politika’dan yana olduğu belirtilmektedir.1 Milli Misak, milletler arası ilişkilerde tam eşitlik ve bağımsızlık, sömürge halklarının ve milli kurtuluş hareketlerinin barışçı yollardan desteklenmesi, savaşın ancak savunma halinde meşru sayılması, nükleer silahları da kapsayan genel bir silahsızlanma talebi, bu bağlamda askeri blokların ve yabancı ülkelerdeki üslerin tasfiyesi TİP programının dış politika ile ilgili diğer önemli unsurlarıdır.

Programda emperyalizm vurgulanmakla birlikte ikili anlaşmalar, Amerikan üsleri ve NATO konularına değinilmemektedir çünkü bunların tartışılması henüz çiçeği burnundaki TİP’ in egemen sınıflarca susturulmasına neden olabilecektir.

Ne var ki Aybar hemen seçimler öncesinde, 19 Eylül 1965’te, İkili anlaşmalar, Amerikan üsleri ve Türkiye’nin NATO üyeliği konularını İstanbul Spor ve Sergi Sarayında genel seçim kampanyasını açış konuşmasında kamuoyuyla paylaşır. 7 Kasım 1965’te TBMM’de Adalet Partisi’nin hükümet programını eleştiren Aybar bu başlıklar çerçevesinde Türkiye’yi sarsan bir konuşma yapar ve şunları söyler;

“1940’lı yıllardan beri ABD ve Türkiye hükümetleri arasında yapılan ikili anlaşmalar sonucunda ABD’ye 35 milyon metrekarelik toprağın üs olarak kullanılması yetkisi tanınmıştır yani 35 milyon metre karelik vatan toprağı işgal altındadır. Bu üslerde Amerikan bayrağı dalgalanır ve bu üsler birer küçük Amerika’dır. Bu üslere Türk polisi, Türk subayı, Türk komutanı, Türk milletvekilleri, Türk hakimi giremez… Bu üslerden havalanacak uçaklar TBMM’nin onayı alınmadan ülkeyi her an bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. Türkiye’deki ABD askeri ve sivil personelinin ikili anlaşmalar nedeniyle diplomatik dokunulmazlıklara benzer ayrıcalıkları vardır. Ulusal bağımsızlığın temel unsurlarından birisi olan yargı bağımsızlığı yine ikili anlaşmalarla ABD`ye devredilmiştir. Suç işleyen Amerikalılar, suç sırasında görevde oldukları bahanesiyle Türk hakiminin önüne çıkarılamamaktadırlar. ABD üslerinde yasayan personel için ithal edilen mallar ülkeye gümrüksüz girmektedir… Amerikalılara, hükümetin çağrısı üzerine içişlerimize karışmak ve ADB silahlı kuvvetlerini kullanma hakkı bile tanınmıştır. (Aybar, 1959 ikili anlaşmasını anımsatmaktadır.) “Bu durumda yapılacak şey yeniden bir milli kurtuluş savaşı vermektir…” Aybar, TİP’in iktidarında, Amerika’ya imtiyaz tanıyan anlaşmaların, milli bağımsızlığımızla bağdaşmayan sözleşmelerin toptan feshedileceğini söyleyerek sürdürür konuşmasını.

Basında ve kamuoyunda büyük yankılar yaratan bu konuşma üzerine savunmaya geçen başbakan Süleyman Demirel söz konusu ikili anlaşmaların NATO anlaşmasının 3. maddesine göre yapılmış uygulama anlaşmaları olduklarını, Türkiye`de üs değil tesis bulunduğunu ve bu tesislerin, Sovyet tehdidine karşı güvenlik amacıyla Türkiye’nin üye olduğu NATO askeri paktına bağlı olduklarını iddia eder.

TİP milletvekilleri, Türkiye egemen sınıflarının İkili anlaşmalar, ABD Üsleri ve NATO konusunda bu görüşlerini sırasıyla şöyle yanıtlarlar.

TİP ve İkili Anlaşmalar

TİP’e göre, AP iktidarının ikili anlaşmaların NATO anlaşmasının 3. maddesine dayandığı iddiası yanlıştır çünkü ABD ile Türkiye arasında çok önemli beş ikili anlaşma Türkiye’nin NATO üyeliği öncesi imzalanmıştır.3 İkili anlaşmalar, amaçlarını aşan anlaşmalardır. Örneğin 1945’te yapılan ilk anlaşma askeri malzeme ve bilgi yardımı anlaşması gibi göründüğü halde gümrüklerin indirilmesi, mal mübadelesinin serbestleşmesi, istihdamın serbestliği bu anlaşmaya dahil edilmiştir. Bunun gibi, 1946,1947 ve 1948 yıllarında imzalanan ikili anlaşmalar da öze aykırı bir çok madde içermektedirler. TİP`e göre, Amerikalıların Türkiye topraklarında işledikleri suçlardan dolayı Türk adliyesinde yargılanamamaları yani Türk adliyesinin kaza hakkının ABD makamlarına devredilmesi, Amerikan personeline gelen malların gümrükten muaf olması, TRT kanunu çiğnenerek radyo/TV yayını yapma hakkının ABD personeline tanınması gibi hakların NATO anlaşmasının 3. maddesi ya da ülke güvenliği ile ilgisi yoktur. İkili anlaşmaları hükümranlık hakları ve Devletler hukuku açısından da ayrıntılı olarak inceleyen TİP, onların yasa dışı, ulusal egemenliğe ve devletler hukukuna aykırı olduğunu saptamıştır. TİP’ e göre Meclis onayından geçmeyen İkili Anlaşmalarla Anayasa çiğnenmektedir.

TİP ve Üsler

TİP ikili anlaşmalara ya da NATO anlaşmasına göre kurulan askeri üslere de şu gerekçelerle karşı çıkar.

İkili anlaşmalara göre kurulan üsler nedeniyle ABD ile SSCB ya da başka bir ülkenin uluslararası alanda içine düştüğü bir anlaşmazlık, U-2 ve Jüpiter olaylarında olduğu gibi, topraklarımıza taşınacaktır. Yine NATO üyeliği sonucu imzalanan ikili anlaşmalarla Amerika’ya tahsis edilen askeri üsler Türkiye`yi olası bir 3. Dünya savaşında ilk hedef haline getirmiştir. Üslerde emirlerini Pentagondan alan Amerikan Komutanı yetkilidir ve buralardaki nükleer silahların tetiği Pentagonun elindedir. Bu durum ulusal egemenliğin çiğnenmesinin de ötesinde devletler hukukuna aykırıdır. Üsler iddia edildiği gibi ortak savunma tesisleri değillerdir. İkili anlaşmalar nedeniyle Türk Genel kurmayınca denetlenememektedirler ve Amerikan çıkarlarına hizmet etmektedirler. Bunların ortak savunma üsleri olarak kabul edilebilmesi ancak ortak komuta altında olmalarıyla mümkündür ama Türk personel üslerin yönetiminde değil sadece güvenliğinin sağlanmasında görevlidir. Nükleer silahları kullanma hakkı ABD’de oldukça entegre komutanlık kurulsa bile mevcut durumun değişmeyeceği açıktır.

… Ve NATO

TİP bu önemli gerçekleri kamuoyuyla paylaşır ama asıl sorunun ülkenin NATO üyeliğinde düğümlendiğinin de altını çizer. Kötülüğün kaynağı NATO’dur. Türkiye acilen NATO’dan çıkmalıdır.

TİP’ in NATO karşıtlığının ilk dayanağı, Türkiye’de her dönem sürekli olarak tekrarlanan Sovyet tehdididir. TİP, İkinci Dünya Savaşının akabinde Türkiye’nin Sovyet tehdidi nedeniyle NATO’ya girmek zorunda kaldığına ilişkin savın ciddiyetine inanmamaktadır. Öncelikle, ülkeyi ABD emperyalizminin boyunduruğu altına sokan en önemli iki adet ikili anlaşma Türkiye’nin NATO üyeliği öncesinde, 1947 ve 1948 yıllarında imzalanmışlardır. TİP liderlerine göre, bir ülkenin bağımsızlığı sadece SSCB’ye karşı değil ama ABD dahil olmak üzere tüm ülkelere karşı savunulur. Boran’ın 5 Ocak 1967’de TBMM’de yaptığı konuşmada belirttiği gibi, yapılması gereken “Atatürk devrinde olduğu gibi, hiç bir askeri ittifaka girmeyerek, iyi komşuluk münasebetlerini geliştirmek” tir.

TİP, NATO üyesi Türkiye’nin güvencede olacağı düşüncesinin de yanlış olduğunu savunur. NATO ittifakı, Amerika’nın bir üçüncü dünya savaşını göz önünde bulundurarak, meydana getirdiği dünya stratejisinin bir parçasıdır. NATO içinde ABD ile eşit şartlarda üyelik hayalden öteye geçmemektedir çünkü söz konusu örgüt içinde nükleer silah kullanma yetkisi olan tek ülke ABD’dir. Türkiye, NATO Sözleşmesi ve ikili anlaşmalar nedeniyle, tamamen Amerikan vesayeti altına girmiştir. Bu ise ulusal bağımsızlık savaşı vermiş bir ülke için katlanılamaz bir durumdur. Dahası, NATO Sözleşmesi, resmi bir belge olarak, Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda otomatik olarak ve zorunlu bir şekilde destek ya da yardım göreceğini de içermemektedir. Sözleşmede, “saldırı” teriminin tanımı da yer almamaktadır. Bunun yerine, NATO belgelerinin askeri literatüründe geçen “düşman bölgesel faaliyet” kavramı belirsiz bir ifadedir çünkü hangi saldırının “düşman bölgesel faaliyet” olduğuna karar verecek olan yine tek taraflı olarak ABD’dir.

TİP, gerçekte ABD tarafından yönetilen NATO üslerinin varlığı nedeniyle, ülkenin gelecek bir dünya savaşının ilk hedefi olacağını çünkü ABD’nin, üslerin varlığı nedeniyle, SSCB’ye karşı Türkiye’nin bilgisi ve iradesi dışında bir savaşı başlatabileceğini öne sürer.

Yine TİP’e göre, NATO üyeliğinin sonrasında ülkenin savunma kapasitesi güçlenmek bir yana daha da zayıflamıştır. TSK tamamen ABD’ye bağımlı hale gelmiş ve bu gücün ulusal çıkarlar konusundaki inisiyatifi azalmıştır. TSK’nin ABD ordusunun lojistik düzen ve örgütlenme ilkelerine göre adaptasyonu ulusal stratejilere ve ulusal çıkarlara aykırıdır. Bu durum Türk ağır sanayinin bir kolu olarak askeri harp sanayisinin acilen kurulmasının gerekliliğine işaret eder. 4 NATO entegre komutanlığı Türkiye’nin savaş ya da barışa karar verme hakkını elinden almıştır çünkü NATO Komutası gerçekte ABD’nin kontrolü demektir. Boran’a göre, “atom silahlarının inhisarı Amerika’da olduğu müddetçe, onun tetiğinde Amerikalıların parmağı bulundukça, nükleer silahları kullanma hakkı Amerikan cumhurbaşkanının selahiyeti (yetkisi) dahilinde oldukça, Entegre Komutanlık, Amerika’nın emrinde bir komutanlık olmaktan ileri gitmez”.

TİP, NATO ile Türkiye’nin stratejilerinin çelişik olduğu kanısındadır. Diğer bir deyişle, NATO ve onun silahlı kuvvetleri okyanuslar ötesi hedeflere yönelmiştir çünkü ABD kendi sınırları dışında dünyanın her bölgesinde çıkarları olan emperyalist bir ülkedir. Türkiye’nin ise, aksine, kendi sınırlarını korumak üzere eğitilmiş ve kurulmuş bir orduya ihtiyacı vardır.

TİP’in belki de en can alıcı itirazı, NATO’nun aslında destekçilerinin iddia ettiği gibi kolektif bir savunma sistemi olmamasıdır. Tersine, bu örgütün amacı kapitalist sistemin korunması ve sürdürülmesidir. Türk egemen sınıflarının NATO’ya girmekteki amacı ise Sovyet tehdidine karşı bir güvenlik temini değil ama kendi hegemonyalarını ve ayrıcalıklı konumlarını devam ettirme istekleridir. Kısacası, sorun “Sovyetlerden, Çin’den ya da uluslararası komünizmden” gelebilecek bir saldırının önlenmesinden ziyade sosyalist düzenin dünyanın diğer bölgelerine yayılmasını önlemektir. TİP’e göre, NATO üyeliği kararı ve bu üyeliğin sürdürülmesi iradesi, temelde, askeri ya da ekonomik bir seçeneğin çok ötesinde “siyasal ve sınıf temelli” bir seçenektir. NATO, Türkiye’nin “emperyalist güçlere olan ekonomik ve finansal bağımlılığının askeri veçhesidir (yüzüdür)”.

Partinin dış politika konularındaki yaklaşımının vurgulanması gereken en önemli ve ayırt edici yön ise, sorunları sınıf siyaseti çerçevesinde ele alıp değerlendirmesidir. NATO ve CENTO üyeliğinin terk edilmesi önerisi, ikili anlaşmaların ilgası ve askeri üslerin kapatılması talepleri ve bağlantısız, tarafsız bir ülke önerisi ile de tam olarak örtüşmektedir.

TİP’in 2. Milli Kurtuluş Savaşı, tam bağımsızlık, NATO’dan çıkılması, askeri üslerin kaldırılması ve ikili anlaşmaların feshedilmesi talepleri en çok 68 gençliğinin eylemlerinde ifadesini bulmuştur. Bu gençlik kuşağı canı pahasına ülkede Amerikan emperyalizmi karşıtı eylemleri yükseltmiş ve bağımsızlık bayrağını dalgalandırmıştır. Denizleri, Mahirleri ve katledilen yüzlerce devrimci genci bu çerçevede anımsamalı ve unutmamalıyız.

Siyasal İktidar Geri Adım Atıyor

İktidar partisi olan AP, TİP’ in Parlamentoda, YÖN çevresi gibi sol eğilimli basın organları ve gençlik hareketlerinin yani sol-sosyalist kamuoyunun Parlamento dışında yarattıkları baskı nedeniyle konuya eğilmek zorunda kalır. Başbakan Süleyman Demirel `Bir de baktık ki Amerika ile yapılan gizli anlaşmaların tümünü kapsayan bir dosyamız bile yok. Küçük rütbeli bir subayın, yüzbaşı düzeyinde bir Amerikalının imzaladığı anlaşmalardan tutun da Türkiye’nin ABD’ye neler verdiğini içeren önemli anlaşmaların hiçbirinin metni elimizde değil` açıklamasını yapmak zorunda kalır. AP hükümeti ikili anlaşmaların gözden geçirilmesi için Amerikan hükümetine başvurmak zorunda kalır ve görüşmeler sonucunda ikili anlaşmalar tek bir anlaşma halinde toplanır (3Temmuz 1969- Ortak Savunma ile ilgili İşbirliği anlaşması-OSİA) Öze ilişkin olmamakla birlikte bazı değişiklikler gerçekleşmiştir.

15 milletvekili ile TİP’in, YÖN’ün, 68 gençliğinin, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini kamuoyuna mal etmesi, iktidarı ve muhalefeti ile NATO’cu-Amerikancı kesimin ağır bastığı bir mecliste NATO’nun, ikili anlaşmalar ve askeri üslerin tartışılması ve Amerikan işbirlikçisi siyasal iktidarın zorlanması, konunun Türkiye siyasetinde sürekli gündem olması büyük bir kazanım olmuştur.

NATO’dan çıkılması, askeri üslerin kapatılması, ikili anlaşmaların feshedilmesi konuları güncelliğinden hiç bir şey kaybetmemiştir. Korkut Hocanın Cuma günkü yazısında ifade ettiği üzere, dünyada “Ukrayna işgalini adım adım nükleer bir savaşa sürükleyen gelişmeler” gözlenmektedir ve “taktik nükleer silahlar ile sınırlık kalma” durumunda bile Türkiye “öncelikle tehlikededir”.

İncirlik’te ve belki de diğer askeri üslerde NATO’ya ait nükleer silahların varlığı ve bu silahların ülkemiz ve komşularımız açısından özellikle de bugünün koşullarında büyük tehdit oluşturduğu yadsınamaz. Artık bir NATO üyesi olan Finlandiya’nın Rusya ile savaşması durumunda NATO anlaşması gereği bu ülkeye asker göndermek zorunda kalmamız durumunda savaşın içine çekilebiliriz.

Türkiye sosyalist solunun yukarıda belirttiğimiz NATO’dan çıkma, ikili anlaşmaların feshedilmesi ve askeri üslerin kapatılması talepleri 1960’lardan çok daha acil bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

Yapılacak şey, emekten yana bir siyasal iktidarı, aydınlık ve laik bir Türkiye’yi, tam bağımsız, NATO üyeliğine son vermiş, topraklarındaki askeri üslerin kapısına kilit vurmuş, ikili anlaşmaları yırtıp atmış bir Türkiye’yi yaşama geçirmek için yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadele vermektir.

60’lı yıların TİP’ inin, Denizlerin, Mahirlerin, 68 kuşağının, tüm devrimcilerin yaptığı gibi…

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir